Tik Medya
Tik Medya
Sadık Yalsızuçanlar
KİMDİR

1962 yılında Malatya’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okudu. TRT’de yapımcı-yönetmen olarak 25 yıl çalıştı. Kültür ve tarih belgeselleri çekti.

 

2010 yılında emekli oldu.

 

TOBB ETÜ’de Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde 4 yıl dersler verdi.

 

Yazı atölyelerine, seminer ve konferanslara, sempozyumlara ve çalıştaylara katıldı.

 

Öykü, roman, masal, deneme ve araştırma-inceleme türlerinde kitaplar yazdı.

 

Bazı kitapları çeşitli dünya dillerinde yayımlandı.

 

Kitaplarından bazıları : Rüya Sineması, Şehirleri Süsleyen Yolcu, Gerçeği İnciten papağan, Yakaza, Kuş Uykusu, Güzeran, Yüz, Yokbişey, Anka, Gezgin, Cam ve Elmas, Şey (Ömer Hayyam), Kelimelerin Kalpleri, İlk Aşk, Sırlı Tuğlalar ve Hiç.

 

 

Eleştiri, Hakaret ve İnsanlık Suçu

14.01.2019

Metin Akpınar ile Müjdat Gezen, Halk TV’deki bir yayında, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ilişkin eleştirel suçlamalarda bulundu.

Gezen, öteden beri Ak Parti’ye ve Sayın Erdoğan’a yönelik bu türden eleştirel ithamlar yapıyordu.

Akpınar, eleştiri sınırlarını da aşarak hakaret ve giderek tehdit boyutuna taşıdı.

Ak Parti sözcüsü Ömer Çelik, bunun bir “insanlık ve nefret suçu” olduğunu belirtti.

Sayın Erdoğan, her iki sanatkar hakkında karşı eleştirilerle sorunun demokrasi ve düşünce hürriyeti sınırlarını taşmış olduğunu ifade etti.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da olaya müdahil olarak, bahsi geçenlerin eleştirel suçlama ve tehditlerini sahiplendi.

Bu olay, benzeri pek çok olay gibi “düşünme, düşünceyi açıklama özgürlüğü”nün ülkemizdeki algılanma biçimlerinin nasıl siyasal/ideolojik kalıplarla belirlendiğini gösteriyor.

Gezen’inki nezaket sınırını çiğnese de eleştiri boyutunda görülebilir. Fakat Akpınar’ın sözlerinin bir nefret suçu içerdiği açık. Akpınar, kibirli, tepeden bakarak, seçimle gelmiş başkanı alabildiğine küçümseyerek ve aşağılayarak tehdit etti. Önceki başbakanların “akıbet”lerinden söz ederek Sayın Erdoğan’aaba üstünden sopa gösterdi.

Öteden beri siyasal aktörlerin ve çeşitli gazetecilerin vs. dilinde peleseng olan “kutuplaşma” meselesi yine gündeme geldi.

Türkiye’de zaten siyasal kutuplar var ve sorun bunlar arasındaki gerilimden ziyade, bu gerilimin dışa vurulma biçimleriyle ilgilidir.

Eleştiri dili ile nefret ve insanlık suçu arasındaki geçişkenlik ülkemizde oldukça kolay. Bu kolaylık hem galiz bir dilin sürekli dolaşımda tutulmasına yol açıyor hem de siyaset kültürünün banalleşmesini sağlıyor.

Oysa en ağır eleştiriyi en nezaketli bir dille yapmak mümkün.

Ak Partinin ve liderinin, Türkiye’de düşünme ve açıklama özgürlüğünü kısıtladığı, doğrudan ya da dolaylı biçimde bir “baskı” ortamı oluşturduğundan söz ediliyor. Bu da yeterince gerçekçi değil. Erdoğan’a yönelik en ağır eleştiri, hakaret ve tehditler kolayca yapılabiliyor. Kendisi yasal/hukuksal savunma hakkını kullanınca da bu kez düşünce özgürlüğünden bahsediliyor.

Düşünmek, açıklamak başka, tehdit, aşağılama, hakaret başkadır.

Bunun nesnel yasal/hukuksal koşulları açık. Kamuoyu vicdanı da ayrıca bunu belirleyebiliyor ki, seçimlerde söz konusu taraflar bu tutumlarının karşılığını gecikmeden ve hakkaniyetle görebiliyor.

Sinema/tiyatro sanatçılarının böylesi bir nefret diline neden düçar oldukları ayrı bir sorun. Bununla siyaset bilimcilerinin, psikiyatristlerin ve sosyologların ilgilenmesi gerekiyor.

Gönül ister ki, düşünme/açıklama ve eleştiri sınırları alabildiğine genişlesin fakat hakaret ve tehdit olmasın.

Düşünme bu denli patolojik hale gelmesin.

Toplumsal muhalefet kendine sağlıklı bir ifade kanalı bulabilsin.

Ama bu kanal bir kanalizasyona dönüşmesin.

 

 




   yazıyı paylaş

Sen de Yorumla..

Yorumlar..



© Tüm hakları saklıdır TİK MEDYA 2017

Bu sayfa 0.028 saniyede oluşturuldu.