Tik Medya
Tik Medya
Hasan Emin Üçler
KİMDİR

AKILSIZ BAŞIM

04.11.2018

Ülkemizin sıradan, boş gündemleri, maalesef hiç de işe yarar bir yere oturmamakta ısrar etmeye devam ediyor.

Geçen gün bir haber geldi kulağıma. Yerli bir traktör firmamızın elinde on sekiz bin adet traktör satılamadan kalmış. Firma zor durumdaymış, her geçen gün daha fazla beyaz ve mavi yaka işçinin işine son veriyormuş. Tabi habere önce inanmak istemedim, ancak orada çalışan birkaç arkadaşımdan bizzat aldığım habere göre anlatılanlar doğru. 5 sene öncesine kadar büyümede rekor üstüne rekor kıran söz konusu firma oldukça zor durumdaymış. Tıpkı diğer pek çok firma gibi konkordato eşiğindeymiş.

Bir çok insan çoğu şirketin içinde bulunduğu bu dar durumu ülkedeki ekonomik çalkantılarla ilişkilendirecek, “doları avroyu görmüyor musun, uçtu gitti, bu saatten sonra firmalar daha gün yüzü göremez. “ diyecektir. Ancak taktir edersiniz ki, durum tıpkı tüm genellemelerde olduğu gibi tamamı ile bundan ibaret değildir.

Evet ülkenin ekonomisi son zamanlarda hullahop gibi bir o yana bir bu yana savrulup duruyor doğru. Peki şirketlerimiz, şirketlerimizin sistemleri, çalışma alışkanlıkları, büyüme politikaları sizce gelişmiş ülkeler seviyesinde veya yeterince kusursuz mudur? Mesela elinde on binlerce traktörü kalan, yerliliği ile övündüğümüz firmamızı ele alalım. Saygıdeğer üstatlarım, sizce bir firmanın elinde neden on binlerce mal satamadan kalsın ki? Koskoca firma sizce neden satamasın?

Sorunun cevabı bizim iş dünyamızda gizli aslında. Satılacak bir ürün bulan, es kaza geliştiren veya icat eden hemen hemen her firmamız aynı yöntemleri izler :

Mesailer hemen 8 saatten 10 saate çıkar.

İzinler yok denecek seviyeye indirgenir. Tatil günleri nöbetle başlayan çalışmaları, herkesin tatillerde iş yerine gelmesi izler.

“Gönüllü fazla mesailere” gelinmesi istenir. Kendi zamanınızdan verin, zaman özveri zamanıdır, kendi işiniz gibi düşünmeniz gerekiyor denir.

Denir ve harala gürele üretim artmaya başlar, e tabi paralelinde satışlar da artar. Sonra üretim daha da artar. Üretim daha da arttıkça satışlar daha daha artar. Satışların bu denli artması, üretimi iyice artmaya iter…

Derken,

Derken pazarda o ürün için artık yavaş yavaş “doyma” başlar. Rakipler daha iyilerini, daha üstlerini piyasaya satmaya başlar. Onlar sattıkça, mevzu bahis firmamızın siparişleri ve satışları azalır. İşte orada tabiri caizse kilit kopar. Doktor arkadaşlar iyi bilir. Ortaya çıkan durum insülin-kan şekeri durumu gibidir.

Satışlar azalır ama üretim işte maalesef ha deyince o ölçüde azalamaz, gaz kesmeden devam eder. Şirket yöneticileri duruma uyanmaya başlar. “Satışlar azaldı, üretimi yavaşlatın, milleti birikmiş izinlerine yollayın, biraz ağırdan alın.” derler. Ama nafile, geri gidiş eğrisi başlamıştır artık. Sonra elde bir ton mal, e onları da canla başla üreten bir ton işçi.

E ne yapalım ? Elimizde bir ton mal kaldı, bunları kısa zamanda da satamayız şimdi. E madem öyle, yapacak bir şey yok. İşçilere de tazminatını verelim çıkaralım. Bu zamana kadar yaptıklarının karşılıklarını aldılar. Sağ olsunlar.

Bir dakika, hikayede kopuk bir yer var ama! Rakipler, nasıl daha iyi ürünleri piyasaya sürüyor da, bizim satışlarımızı düşürebiliyor ?

Bunda gerçekten anlaşılmayacak nokta var mı ki üstat ?

Sen mesaileri artırmak için para yatırırken, o gitti Ar-Ge için yatırım yaptı.

Sen izinleri kısarken o izinleri zamanında kullandırttı. Rahat rahat çalışın dedi.

Sen zorla fazla mesai yaptırırken, o fazladan çalışmaları üniversitelere yaptırdı. Hem okullu çocuklar iş ne demekmiş öğrendi. Hem de kendisi bir sürü yeni fikir edindi.

Yahu arkadaş, size küçükken hiç öğretmediler mi? “Önemli olan ne oldum demek değil, ne olacağım demektir” diye veya ne bileyim “altın yumurtlayan tavuk kesilmez” diye ya da hiç mi demediler “evladım zorla güzellik olmaz, akılsız başla iş tutulmaz” diye.

Saygıdeğer iş yeri sahipleri ve makamlarıyla övünen saygıdeğer yönetici üstatlar, haddimi bir aşayım da şunu da hatırlatayım; illa bir genelleme tavrı takınacaksanız ;

“Kısa vadedeki kazançlar, uzun vadedekileri götürür” gibi söylemler edinin. Yoksa daha çok akılsız başımızla elimizdeki mallara bakarken buluruz kendimizi.




   yazıyı paylaş

Sen de Yorumla..

Yorumlar..



© Tüm hakları saklıdır TİK MEDYA 2017

Bu sayfa 0.0084 saniyede oluşturuldu.